meaning in Turkish

13

1. means (synonym):

Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma vb. amaçlarla kullanılan yer; ocaklık

pronounce

:

class / type;

Noun

Sample sentence;

"Üç balıkçı güneş batarken kumların üzerine iki taştan bir ocak yaptılar ve ateş yaktılar."

Syllables;

ocak

2. means (synonym):

► şömine

class / type;

Sample sentence;

"Ocağın önünde oturup acayip bir dikkatle odunların yanışına bakar."

3. means (synonym):

Isı vererek üzerine veya içine konulan maddeleri ısıtan, pişiren, kaynatan, eriten araç veya alet

class / type;

Sample sentence;

"Anlaşılan çamaşırcı giderken ocağı tam söndürmemiş olacak."

4. means (synonym):

Kahvelerde, kuruluşlarda çay, kahve vb.nin yapıldığı yer

class / type;

Sample sentence;

"Konuşmalar iyice kızışmaya başladığı vakit kahve ocağının önünde görünür."

5. means (synonym):

Yer üstünde veya yer altında cevher çıkarılan yer

class / type;

Sample sentence;

"Mermer ocağı. Kömür ocağı."

6. means (synonym):

Bahçelerde veya bostanlarda her tür meyve ve sebze tohumu veya fidesinin dikimi için etrafı yükseltilerek ortası çukur bırakılmış yer

class / type;

Sample sentence;

"Mustafa, arkasına güçlü kuvvetli bir kadın takmış, üç evleğine çizgiler, ocaklar açıyordu."

7. means (synonym):

Aynı amaç ve düşünceyi paylaşanların kurdukları kuruluş veya toplandıkları, görev yaptıkları yer

class / type;

Sample sentence;

"Başlangıçtan beri burası bir vatansever ocağı idi."

8. means (synonym):

Yılın birinci ayı; ikinci kânun, son kânun, kânunusani

class / type;

Sample sentence;

"Ocak ayını sevmem, oldum olası."

9. means (synonym):

Yeniçeri teşkilatını oluşturan ortalardan her biri

class / type;

tarih

10. means (synonym):

Ev, aile, soy

class / type;

Metaphor

Sample sentence;

"Henüz temelleri atılmayan kendi ocağım kurulmadan yıkılmıştı."

11. means (synonym):

Halk hekimliğinde bir önceki kuşaktan el verme suretiyle aktarılan bilgileri kullanarak belirli bir şikâyeti veya hastalığı iyileştirdiğine inanılan aile

class / type;

ağızlardan

Sample sentence;

"Bugün de Anadolu’nun birçok yerleşim biriminde afsuncular, ocaklar ve muskacılar işlerine aynı sözlerle başlarlar."

12. means (synonym):

Bir şeyin en çok bulunduğu veya yapıldığı yer

class / type;

Sample sentence;

"Bilim ocağı, hayır ocağı, fesat ocağı."

13. means (synonym):

Toprak altındaki su kanallarının toprak üzerine açılan ve bir kapakla örtülü bulunan deliği

class / type;

ocak